Ana sayfa » İlişki terapistine gitmenin faydaları
Uzman Görüşleri

İlişki terapistine gitmenin faydaları

İlişki terapistine gitmenin faydaları

Evliliklerin ve birliktelikleri eskiye nazaran çok daha kolay bittiği günümüzde çiftler “son bir umut” diyerek ilişki terapistine başvuruyor. Ancak öyle bir noktaya gelinmiş oluyor ki, kurtarmak imkansız. Bu durumda ilişki terapistine gitmenin faydaları olacakken, artık çok şey tüketildiğinden sanki ilişki terapisi işe yaramıyor gibi görünüyor. Oysa durum çok farklı….

İlişki terapisti Burak Salimoğlu ile neden ilişki terapistine gitmeliyiz ve ne zaman ilişki terapistine gitmeliyiz konularını konuştuk.

İlişki terapisti son çare olarak mı görülüyor?

Aslında sadece ilişki terapisi değil, psikolojik desteğin her türü çoğu zaman son çare olarak görülüyor. Bu anlaşılabilir bir şey. Birkaç neden var buna sebep olan. Öncelikle psikoterapi ve özellikle çift psikoterapisi yani diğer adıyla ilişki terapisi pahalı bir yardım. Özel sigortaların dışında bu yardım desteklenmiyor.
Özel sigortalar da belli bir seans sayısına kadar, belli miktarlarda destekte bulunuyor. Ekonomik kaygılar ilişki terapisini yardım aramada son sıraya koyuyor. Bu ekonomik kısmı işin.

Bir de psikososyal yönü var. İnsan problem yaşadığında ilk önce yakınından destek arar. Özellikle de bireyselci olmayan, kolektif kültürün hâkim olduğu toplumlarda, sosyal çevre kişinin ilk başvurduğu yardım kaynağıdır.
Hatta şöyle söyleyebilirim, bizde derdini paylaşmadığın zaman, “aşk olsun beni kendine yakın görmüyor musun” anlayışı vardır. Bu bir yandan iyi bir yandan da kötü tabi. İyi yanı şu, her zaman için destek alabileceğiniz kişiler bulabilirsiniz hayatınızda.

Gerçek anlamda sorunun kaynağına inip çözümü sağlayamasanız bile, içinizi dökmüş ve duygusal olarak deşarj olmuş olursunuz. Yine çevrenizde benzer örnekler olduğunu gördüğünüzde de “bu durum bir tek benim başıma gelmiyor” duygusunu yaşarsınız. Bu terapide rahatlatan bir şeydir. Yani en kötü ihtimalle kazançlarınız bunlar olur. Bazen çözüm de bulabilirsiniz, akıllı birkaç tavsiye ile.

Olumsuz yanı ise şu, bazı aile sırlarınızı paylaşmak istemeyebilirsiniz. Bu durumda çevre olumsuz tepki verebiliyor, ketum davrandığınızda. “Hiçbir şey de anlatmıyor, ne hali varsa görsün” e dönüyor olay.
Hele bir de profesyonel ilişki terapisi desteği aldığınızı öğrenirlerse, “acaba bize anlatmadıkları ne var” soruları giriyor işin içine. İşte bu sosyal destek kaynakları ilişki terapisine başvurmayı geciktiriyor.

Başka nedenler de var tabi ki. Örneğin toplumumuzda ilişki terapisi desteğinin yaygınlaşması 15-20 yıllık bir süreç. Acaba neler konuşuluyor. Soru mu soruyor, hep ben mi anlatıyorum, toplam kaç kere gideceğiz gibi sorular oluyor insanların zihninde. En önemlisi de “acaba gerçekten faydası olur mu?” sorusu.
Bu soru yardım almayı geciktiren en önemli neden diyebilirim. Bir de son zamanlarda sıkça karşılaştığım bir durum var, “benim sorunum şu, bu soruna şu terapi modeli daha iyi geliyormuş” deyip aradığı modeli uygulayan uzman bulmak isteyen çiftler de var. Bu güzel bir şey aslında. Daha bilinçli yaklaşabiliyor insanlar ilişki terapisine.

İlişki terapistine gitmenin faydaları

İlişki terapistine sadece büyük sorunlar olduğunda mı gidilmeli?

İlişki terapisi öncelikle büyük sorun değil, aslında sorun olmadan da yararlanılabilecek bir psikolojik destek türü. Örneğin evlilik öncesi danışmanlık denen bir yardım türü var. Bu süreçte kişiler herhangi bir problem yaşamıyorlar. Öğrenmek istedikleri tek şey, ciddi bir ilişki kurmak istedikleri, hatta kurdukları kişinin ona en uygun kişi olup olmadığı sorusunun cevabı. Geleceği kimse bilemez, birçok sosyal faktör bizim kontrolümüzde değil. Ancak mevcut değişkenlere bakarak, kişilerin ilişkilerinde sorun yaşayıp yaşamayacakları, yaşadıkları sorunlara nelerin kaynaklık edebileceği (kişilik yapıları, ailelerinin yapıları, geçmiş ilişkileri, iletişim ve problem çözme stilleri gibi) gibi sorulara cevaplar bulunabiliyor. Böylece evlendikten sonra, şu duyguyu yaşamamış oluyor kişiler: “ben onu farklı tanımışım”. Birçok ilişki probleminin kaynağında bu soru var.

Yine soruya dönecek olursam, büyük problem olduğunda kişiler zaten geliyorlar. Ama önemli olan başka bir husus var. Buna dikkat edip sorunlar büyümeden gelmeleri çok yararlı oluyor. Örneğin yaşadıkları küçük problemlerde benzer yanlar var mı? Yani şunu demek istiyorum. Hep aynı meseleler mi tartışılıyor? Birbirleri ile iletişim kurduklarında aynı şekilde mi sonlanıyor tartışmalar? Daha da netleştireyim. Tartışma başladığında çiftlerden biri hep küserek mi karşılık veriyor? Sürekli bir şeyler kırarak mı bitiyor tartışmalar? Sürekli olarak bir tanesi “tamam senin istediğin gibi olsun deyip” kendisini geri mi çekiyor? Bunun gibi her tartışmadaki benzer yanları gözlemleyip sorun daha da büyümeden ilişki terapisi desteği almak oldukça önemli.

Eşlerden biri ilişki terapistini istemiyorsa ısrar edilmeli mi? Tavır ne olmalı?

Önce şunu cevaplamak gerekir: “İlişki terapisinden yararlanmak için iki kişi şart mıdır?”. İlişki terapisi partnerlerin bireysel olarak da yararlanabildikleri bir süreç. Tabi burada ben kendi uyguladığım model açısından değerlendiriyorum durumu. Çünkü bazı terapi modelleri çiftleri sadece çift olarak görmek istiyor. Farklı uzmanlar izledikleri model açısından farklı değerlendirmelerde bulunabilirler.

Ben durumu şöyle açıklıyorum, ekonomi alanından bir örnek vereyim, partnerlerin ikisinin de farklı şirketlerde hisse senetleri olduğunu düşünün. Terapiye gelmeyenin hisseleri düşüyor, gelenin hisselerinde artışlar oluyor. Bir ilişkide taraflardan birinin kazancı dolaylı olarak diğer partnere de yansır. Ki verdiğim örnek ekonomi alanından. Sosyal ilişkiler açısından ise bir partnerin duygusal kazancı diğerine kesinlikle yansıyor. Uzak ilişki içinde olduğunuz kişileri düşünün. Sabah evden moraliniz bozuk çıktıysanız, trafikte ve iş yerinde de bunun yansımaları oluyor. Yakın ilişkilerinizde ise bunu çok daha sıcak bir şekilde deneyimliyorsunuz. Bu nedenle eşlerden biri ilişki terapisine gelmek istemiyorsa, diğer eş bu süreçten yararlanabilir ve süreçten elde edeceği kazanç ilişkisine olumlu olarak kesinlikle yansıyacaktır.

Tabi ki iki eşin de katılımı kazancı artıracaktır. Ama isteksiz olan eşi aşırı ısrarla sürece dahil etmek istemek çok olumlu sonuç vermiyor.
Çünkü psikolojik destek süreci gönüllülük esasına göre işleyen bir süreç.
Bazen küçük yalanlarla diğer partnerin sürece dahil edilmek istendiğini görüyorum.

Mesela randevu alıyor eşlerden biri, önce tek görüşebilir miyiz diyor, o tek görüşmede şunu talep ediyor: “Eşim, sevgilim (artık durumları neyse) gelmeyi çok istemiyor. Ben kendim için gideceğim beni götürür müsün dedim, o da getirdi şu an dışarda bekliyor.
Siz çağırıp onu da katabilir misiniz?” Böyle bir durumda genellikle o çift için ikinci seans gerçekleşmiyor. Peki hiç mi ikna edilmeye çalışılmamalı?
Hayır. Şöyle bir yol izlenebilir.

Eğer partneriniz gelmek istemiyorsa sürece bireysel olarak siz katılın. Durumun değerlendirmesini yapın uzmanınızla birlikte. Sonra partnerinizin katılımının önemli etkileri olacağını düşünüyorsanız hala, uzmanınızın da yardımı ile durumu ona açıklayın. Onun katılımının sürece olumlu katkılarını vurgulayın.

İlişkiniz için önemsediğiniz bir adım olduğunu iletin. Partnerinizin bu süreçte vereceği tepkiler ilişkiniz adına da bir şeyler söyler zaten.

İlişki terapistine gitmenin faydaları yalnızca çift için değil aynı zamanda çocuklar için de önemli

İlişki terapisti çocuklar için de faydalı mıdır?

Dolaylı bir etkiden söz edebiliriz. Eşlerin psikolojik sağlık durumları çocuklarına yansıyacaktır. Ama direk çocukların da katıldığı bir süreçten bahsediyorsanız, ona aile terapisi veya aile danışmanlığı deniyor.
O ilişki içindeki herkesin dahil olduğu bir süreç aile terapisi. Hatta geniş ailelerde büyük anne ve baba da nadiren de olsa işin içine girebilir.

Bizim toplumumuzda çok işleyebilecek bir model olduğunu düşünmüyorum ama teorik olarak böyle bir yaklaşım var. Ama çekirdek ailenin dahil olduğu, yani anne-baba ve çocukların, bir aile terapisi süreci oldukça yaygın olarak kullanılan ve oldukça da yararlı bir model. Buradaki yararın ne şekilde olduğunun altını çizmek gerekebilir.

İlişkilerde tüm etkiler karşılıklıdır. Ve döngüsel nedensellik dediğimiz bir yapı söz konusudur. Ne demek bu? Babanın evin kapısından içeri girdiğini düşünün. Girer girmez evde yemek var mı diye soruyor.

Anne ben de işten yeni geldim, biraz geç çıktım diye cevap veriyor. Baba bu cevap üzerine elindeki çantayı sertçe masanın üzerine koyuyor. Anne buna tepki olarak daha erken gelip sen hazırlasaydın diye cevap veriyor. Çocuklardan biri o sırada bir şey sorduğunda anne öfkeli bir şekilde, “otur oyununu oyna, birazdan bakarım” diye çıkışıyor.

Baba “çocuğa ne bağırıyorsun” diye anneye çıkışıyor. Anne “çocukları çok düşünüyorsan eve daha erken gel” diye devam ettiriyor. Ne var bu örnekte? Birinin öfkeli duygusu diğerinin öfkesini tetikliyor. Basit talepler yanlış duyguları harekete geçiriyor, huzursuz bir ev ortamı oluşuyor. Aslında çatışmalarımızın çoğu bu kadar sade ve net de olmuyor.

Daha karmaşık ve çoğunlukla da belli bir geçmişe sahip oluyorlar. Yani örnekte ki anne ve babanın asıl çatışması kim bilir nedir? Aslında başka bir şeye de kızmış olabilirler mi? Verdikleri tepkiler daha önceden öğrendikleri tepkiler midir? Bu sorular çoğaltılabilir.

İşte bunun gibi tartışmanın çoğu zaman nerede başladığını kaçırıp, çatışmayı kimin başlattığını göremeyiz. Görmeye de gerek yok aslında. Çünkü çözüme faydası olmuyor.
Bunun yerine o ilişki içerisindeki herkesin soruna nasıl bir olumsuz katkı sağladığını ortaya koymak gerekir. Çiftler ilişkilerine bu açıdan baktıklarında, aralarındaki etki-tepkiyi açıkça analiz edebiliyorlar. Bu durumun çocuklara da olumlu bir yansıması oluyor.

İlişki Terapisti Burak Salimoğlu

Telefon: 0530 885 8145

 

 

#Aşk #İlişkiler #Cinsellik

#Aşk #İlişkiler #Cinsellik

Google’da Ara