Ana sayfa » Zincirleri kırdıran hormon! Oksitosin ;)
#CİNSELLİK

Zincirleri kırdıran hormon! Oksitosin ;)

Cinselliği ve aşkı tetikleyen hormon oksitosin

Yapılan araştırmalar, aşkın iki haftayı geçmediğini ve oksitosin hormonunu sayesinde geliştiğini gösteriyor.Cinselliği ve aşkı tetikleyen hormon oksitosin hem kadın hem de erkek için oldukça değerli.
Sinyalleri algılayan antenler gibi, vücudunuzdaki hücrelerde de oksitosin alıcıları bulunuyor. Stresli olduğumuzda ya da sosyalleşmeye başladığımızda, hormonların seviyesi gittikçe yükseliyor.

Oksitosin hormonunun #Aşk #İlişkiler ve #Cinsellik üzerindeki etkilerine dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. M. Kerem Doksat, çok önemli bilgiler verdi.

Cinselliği ve aşkı tetikleyen hormon oksitosin

Oksitosin bağlılığı geliştiriyor

Oksitosin seviyesi yüksek olan gebe kadınlar, ilk üç aylık dönemlerinde bebeklerine çok daha bağlı olurlar ve diğer kadınlarla karşılaştırıldığında, hamilelikleri ve doğumdan sonraki ilk ayları daha davranışlara bağlı olarak tanımlanıyor – şarkı söylemek, bebeklerini besleme ve yıkama yöntemlerini kendine özgü şekillerde gerçekleştirmek gibi. Yapılan çalışmalar da bu durumun anne-bebek arasında özel bir ilişki yarattığına işaret etmektedir.

Oksitosin ilişkileri sağlamlaştırıyor

Araştırmacılar biyolojik çocuklarla evlatlık edinilen çocukların idrardaki oksitosin ve onunla bağlantılı vazopresin hormonunun oranlarını karşılaştırdı. Çocuklar biyolojik anneleriyle iletişim kurduğunda oksitosin oranı arıyor, evlat edinilen çocuklarda ise oksitosin oranı sabit kalıyor. Evlatlık edinilen çocukların güven problemi yaşamaları da bu hormonun eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Oksitosin stresi azaltıyor

Yapılan araştırmalar gerginlik, stres ve depresyonun etkilerinin bünyeye oksitosin enjekte edildikten sonra azaldığını göstermektedir. Nörologlar ve bazı psikiyatrlar, stresli ortamlarda hormonların daha etkin yansımaları olduğunu savunuyor.

Oksitosin duygusal anıları kristalize ediyor

Yapılan araştırmalar, oksitosinin erkeklerin anneleriyle ilgili anılarını kuvvetlendirecek etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Annesiyle iyi ilişkiler kurmuş olan erkeklerin anıları diri olurken, annesiyle bağları zayıf olan erkeklerin de oksitsin hormonunun etkisi arttıkça anılarının etkin hale geldiği gözlenmiştir.

Oksitosin cinsel uyarılmayı arttırıyor

Yapılan deneylerde, beyin sıvısına oksitosin enjekte edilen farelerde kendiliğinden peniste sertleşme gerçekleştiğini göstermektedir. Oksitosin içeren beyindeki kimyasallar,  erkeklerde bu tahrik olma olurken sürekli uyarımda bulunur. Bu kimyasallar eşler arasındaki bağ arttıkça daha yoğun hale gelir. Herkes için aynı olmadığını da eklemek gerek.

Oksitosin sosyal yetenekleri geliştiriyor

İçe kapanma eğiliminde olanlarda oksitosin eksiliği olduğu saptanmıştır. Oksitosin oranı arttıkça bir karakter bozukluğu olan iletişim eksikliği ve içe kapanma oranı gittikçe düşmektedir.

Oksitosin uyumu arttırıyor

Stressiz durumlar oksitosin genelde beyine uykuya sevk eden uyarılarda bulunur. Oksitosin, stres hormonu olarak bilinen kortizol ile savaşır. Böylece rahatlamanızı ve rahat bir uyku çekmenizi sağlar.

Oksitosin cömertliğe teşvik ediyor

Yapılan bir araştırmada oksitosin almış ya da burunları yoluyla plasebo (ilaç olmayan sahte madde) ile etkisi yaratılmış katılımcılardan oluşan bir gruptan, yabancılarla paralarını paylaşmaları konusunda karar vermeleri isteniyor. Oksitosin alanların %80’i paylaşabileceklerini söylüyor. Araştırmacılar bu hormonun başkalarını düşünme yetisini arttırdığını söylüyor.

#Aşk #İlişkiler #Cinsellik için sadece oksitosin hormonu mu gerekli?

Tabii ki hayır! Aşk sadece belli hormonlarla ortaya çıkmaz. Beynin orta derin bölgelerinde bulunan adrenalin de aşk döneminde artar ve işin içine heyecanı, ruhsal ve bedensel uyarılmayı da katar. Üstelik işin manevi yönünü arttıran ve sadece tek bir maddeye indirgenemeyecek, genlerle bize gelen yönü de var.

Aşkla tutku farklı şeylerdir. Tutku yani şehvet bitse dahi, aşk bir ömür boyu sürebilir. Çünkü beynimizde arketip denen, çok eski çağlardan kalma imgeler vardır. Bunlar ta doğuşta beynimizde ve benliğimizde mevcuttur.

Erkekler genellikle annelerine benzeyen veya hayatlarında önem taşıyan kadınlara benzeyen âşık olurken (anima),  kadınlar da genellikle babalarına benzeyen veya onları andıran erkeklere (animus) gönül verirler.

Bunlar uyuşuyorsa da, o aşk hep sürer. Uyuşmayınca da ayrılıklar görülür.

Kısacası, aşk bir hastalık değil, varoluşsal bir yaşantıdır ve tedavisi gerekmez.

Peki, hastalıklı aşk benzeri psikiyatrik tablolar yok mu derseniz, elbette ki var.

Google’da Ara